Roma Köprüsü

Roma Köprüsü geçmişte yaşamış nice kuşaktan insanların yalın ayaklarıyla, atlı arabalarıyla ve yük eşeklerinin arkasında yürürken damlattıkları terleriyle, aşındırdıkları mermer taşlarda bıraktıkları izlerle bizlere tarihin ağır yükünü sırtımızda taşıdığımız bilincini verir” (Fahir Semir Abacı, 2011). 

II.Abdülhamit döneminde “Antakya Köprüsü” olarak tabir edilen (Kültür Envanteri) ve M.S. 3. Yüzyılda Roma İmparatorlarından Diocletianus tarafından inşa edildiği bilinen tarihi Roma Köprüsü bir taş yapı olarak inşa edilmiştir. Köprü, binlerce yıllık tarihi bünyesinde barındıran ve çok farklı medeniyetlerin varlığına tanıklık ettiği muhteşem bir yapıdır. Roma Köprüsü, Asi Nehri’nin aziz suları üzerinde zarif bir yay gibi uzanarak, geçmişle bugün arasında bir köprü vazifesi görmüştür. Yüzyıllar boyunca tüccarlar, askerler, gezginler ve yerel halk bu köprüden geçmiş, martıları ekmekle beslemişlerdir. Ayak izleri taşların üzerinde silinmez hatıralar bırakmıştır. Taş kemerleri, döneminin mimari harikalarından biri olarak kabul edilmiş, bölge halkının gündelik hayatında önemli bir rol oynamıştır. Bölgede yaşayan yerliler ve turistler Antakya’nın eşsiz güzelliklerini gözle görebilmek için Roma Köprüsünü kullanmıştır.  Kentin kalbi konumunda bulunan köprü sadece Antakya’yı değil insanları da kültürel, tarihsel yaşam biçimi olarak birbirine bağlamıştır. Köprü, 1950’li yıllarda başlayan Amik Gölü’nü kurutma çalışmaları sonrasında Asi Nehrini derinleştirip genişleterek suyun akışını daha da hızlandırmak amacıyla 1973 yılında yıkılarak tarih sahnesinden silinmiştir. Böylece köprü, kaybolan kültür varlıkları arasındaki yerini almıştır. Yıkım sonrasında bugünkü Ata Köprüsü betonarme bir yapı olarak inşa edilmiş ve trafiğe açılmıştır.