Kalaycılık

Eski zamanlarda, çarşının arka sokaklarından birinde başka bir ses yükselir: “Kalaycııı geldi!” Bu çağrı, yıllarca mahalle aralarında yankılanan bir ezgiydi. Bugün azalsa da hâlâ çok nadirde olsa duyulur Antakya’da. Çünkü kalay, bakırın yeniden hayat bulmasıdır. Eskimiş, kararmış, matlaşmış tencereler, kalaycının elinde yeniden parlar. Bir kalaycı atölyesine girerseniz, sizi önce duman karşılar, sonra metal kokusu. Usta, kalayı ince ince sürer, çıplak alevle ısıtır, sonra bir anda fırçayla parlatır. Bu bir zanaat değil; neredeyse bir sahne performansıdır. Her darbede bir tempo, her kıvılcımda bir anlatı vardır. Eskiden her evde bakır vardı. Bakır siniler, taslar, kahve cezveleri…Ve her biri kalaycının eliyle tazelenirdi. Bu yüzden kalaycılık, sadece metalin değil, hatıranın da ustalığıdır. Aslında kalaycı, geçmişi yeniden parlatan adamdır desek abartmış olmayız…

Zanaat'e Dair

Burada çok güzel demir, kalaycı ustaları vardır. Mesela çok güzel tencereler yaparlar, bakır tencereler… Hala çarşıda vardı. Mesela benim bir Mustafa amcam vardı giderdim yanına da böyle sohbet ederdim. Ben eskiden takı satardım. İmitasyon olduğu için tamiri mümkün olmuyordu. O Mustafa amca soğuk lehimle bazı kopan takıları falan filan ama onları yaptırırdım. Sohbet ederdim. Böyle çatır çatır böyle bakır cezveler vesaireler şunlar bunlar. (Mişel Şenay)

Bakırcılık ve kalaycılık ayrı meslekler. Ama benim dedem kalaycıydı. Babam da yine kalaycılık yapardı. Bakırı işlemek ayrı, kalaylamak ayrı. Zaten kalaylamadan da kullanılamaz. Dedem kalaycıydı. Ta Arsuz’a kadar giderdi. Ben hatırlamam, benim babam anlatırdı rahmetli. Oralara gittikleri zaman bir aydan evvel dönmezlerdi. Orada yatarlardı. Oradaki köyden mesela kimin kapları varsa getirirlerdi, kalaylama işi bitince toparlayıp gelirlerdi. (Ali Azizoğlu)

Kalaycı var. Her Hataylının evinde büyüğünden bir bakır cezve vardır. O bakır cezve sıklıkla kalaya gider. Çünkü o bakır cezve sabah ve akşam sürekli kullanılır. Bizde kahve makinası yok. (Aysun Boyar)