Harbiye Şelalesi

Harbiye Şelalesi, Hatay ili Defne ilçesi sınırları içerisinde kendisiyle aynı adı taşıyan Harbiye Mahallesi’nde yer almaktadır. Antakya şehir merkezine yaklaşık 7 km mesafede olan bu doğal oluşum, Antakya-Yayladağı yolu üzerinde kalmaktadır (Kaymaz ve Özşahin, 2015). Harbiye Şelaleleri; tarihi ve mitolojik önemi ile mikro klima etkisi yaratan doğal ortamı sayesinde yılın her döneminde ziyaret edilmektedir (Yiğit Uzunali, 2021). Selevkos Krallığı döneminde (M.Ö. 300-M.S. 64) Antakya kentinin sayfiye yeri olan Harbiye, Roma döneminin de yazlık yeri olmuş ve bu döneme ait avlulu ve mozaik döşemeli villalarının kalıntıları ortaya çıkarılmıştır (Asarcıklı, 1989). Özellikle yaz aylarında kentlinin önemli dinlenme ve eğlenme mekânlarından biri olan Harbiye Şelaleleri doğal güzelliklerinin yanı sıra antik dönem Defne ve Apollon mitolojisiyle ün kazanmış, yerli ve yabancıların ilgi odağı olmuştur. Antik mitolojide Apollon’un aşkına karşılık vermeyen su perisi Daphne’nin, babası tarafından bir defne ağacına dönüştürülmesi efsanesiyle özdeşleşen Harbiye, bu efsanenin izlerini günümüze kadar taşımaktadır. Türkiye Kültür Portalı’nda Daphne ile Apollon efsanesi şu şekilde anlatılmaktadır:

Zeus’un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür. Bu eşsiz güzelin adı Daphne (Defne)’dir. Apollon onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık  Tanrısı’ndan kaçmaya başlar. O kaçar, Apollon kovalar bir taraftan da “kaçma seni seviyorum” diye bağırır. Defne ise korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder. Apollon’a gelince, bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon’un nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.” Bu içten yalvarış üzerine Defne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Göğsünü gri bir kabuk kaplar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar, bir defne ağacı oluverir”.

 İçerisinde şelalelerin de bulunduğu Harbiye mesire alanı antik çağda Selevkoslar döneminden beri, doğal, tarihsel ve kültürel çekiciliği nedeniyle dinlenme alanı olarak kullanılmaktadır (Kaymaz ve Özşahin, 2015). Şelale yakınında yer alan çok sayıda kafe, restoran ve piknik alanlarıyla Harbiye, yerel halkın yanı sıra Antakya’yı ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin de mutlaka ziyaret ettikleri yerler arasındadır. Harbiye’deki restoranlar sundukları geleneksel Antakya yemekleri ile bölgenin çekiciliğini daha da arttırmaktadırlar (Doldur ve Nesipoğlu, 2022). Harbiye Şelalesi’nde yerel halk tarafından satışa sunulan; doğal ipekten yapılmış kumaşlar, taş işçiliği ve hediyelik eşyalardan oluşan ürünler turistlerin dikkatini çekmekte ve yöre ekonomisine katkı sağlamaktadır.

Mekân'a Dair

Harbiye şelalemiz var orada güzel vakit geçirebiliyorduk. Harbiyenin az üstünde Döver var, seyir alanı orası da güzeldi. Defne ve Apollon hikayesi var oraya ait. Defne Apollon’dan kaçarken Harbiyenin aşağısında şelalelerden aşağı doğru koşmuş, kaçarken Defne ağacına dönüşmüş. Ondan sonra Harbiye’de bir sürü Defne ağaçları çıkmış. Defne ağacı çok popüler olmuş. Defne ağacı bir simge haline gelmiş. Hamdi Alkan’ın burada bir filmi vardı. Orada da bunu tasvir ediyorlardı. Harbiye’de Hidro Park var. Geniş bir havuz alanı, içinde ördekleri olan, etrafı çam ağaçlarıyla çevrili, yan tarafında hemen bir restoran var. Restoranda yemek yerken havuz başında ördekleri izleyebilirsin, ağaçların altında güzel bir keyif sürebilirsin. Ayrıca illa restorana girmene gerek yok. O çamlıkların altında bir sürü oturabileceğin, yürüyüş yapabileceğin güzel bir alan, sosyal aktivite olarak bazen orada takılıyoruz biz de. Harbiye şelalesinin eskiden çok daha güçlü ve kuvvetli bir suyu vardı ama şu anda özelleştirildi çoğu ve özelleştirilince de değerini kaybetti. Eskiden çok daha iyiydi. Şelalenin ilk girişinde sağlı sollu antika eşyaları satılıyordu. Şelalenin girişinden aşağı doğru yürürken sağlı sollu esnaflar kurulu orada. Tezgahlarını kurmuşlar, mağaza falan değil. Orada antika eşyalar, defne sabunları, buraya özgü zeytinyağları, çökeleği, yoğurdu, tuzlu yoğurdu vs. burayı anlatan tablolar, turistlerin ilgisini çekecek her şey şelaleye gidene kadar sağlı sollu dizilidir. Tezgahlar bitti, Mozaik Kafe’yi de geçtik, salıncaklı bir kafe. Orası özelleştirildikten sonra oranın en şık yeri o Mozaik Kafe yani salıncaklı olan yer. Durmadan akan güçlü bir kaynak suyu, serinliği, suyun soğukluğu mesela bir karpuzu koysan yarım saat sonra buz gibi yiyebilirsin. Masalar kurulu, altından buz gibi sular akıyor. Masaya oturuyorsun sıcak yaz günlerinde, Tekirdağlı hemşerilerimiz gibi çilingir sofranı kuruyorsun. Karpuzunu da yanına koyup zaman geçiriyorsun. (Mehmet Çağlar)

Harbiye’de işte Harbiye şelaleleri var. Sular, şelaleler akıyor, masa, sandalye suyun içinde oturuyorsun, ayaklarını suyun içine koyuyorsun, en fazla beş dakika suyun içinde ayağını tutabiliyorsun daha sonra ayağını masanın altına koyuyorsun. Buz gibi su, orada oturuyorsun, çayını kahveni yemeğini yiyorsun her taraf yemyeşil sular akıyor buz gibi. Meşhur Harbiye’nin suyu zaten meşhur en mükemmel suyu dersin, o suyu görsen ya şu içtiğimiz sular ya o sudan farkı yok. Orada her tarafta defne ağacı var. Orada defne ağaçları var. Defne ağaçları her derde deva. Yaprakları bile yemeğe katıldığında tat veriyor. (Mehmet Hatay)

Şelalesi ile meşhur çok güzel bir yer. El işlemeciliği süs eşyaları satan birçok dükkân mevcut orada da. Turistik mekanlar, restoranlar bulunur. Buz gibi akan su içindeki masa sandalyelere oturarak içine ayaklarınızı uzatıp o yeşilliğin, akan şelalenin serinliğini hissederek yöresel yemekleri tadıyorsunuz. Yaz sıcaklarında serinlemek için harika bir yer. (Aycan Cengiz)

“Harbiye şelalelerin olduğu yer genelde turistlerin daha çok yoğunlukta olduğu bir yer, genelde dışarıdan gelen herkesin görmek istediği bir yer. Eski şatafatlı günlerinde olmasa da şelale, hala gürül gürül akıyor. Herkesin de uğrak merkezi aslında.” (Sezai Duyan)

Yazın çok sıcak oluyor, bizim en çok yaptığımız aktivitelerden biri, Harbiye şelalelerine gidip, masamızı buz gibi suyun içine kurup, yiyeceğimizi içeceğimizi orada yer, bütün günü o suyun içinde o suyun sesinde geçiririz. Orası bir vadi gibi, bir vadinin içine giriyor hissi veriyor. Ağaçlar muazzam. O ağaçların içinde kayboluyorsun zaten. Her yer restoran ve kafe zaten. Orası muazzam bir rahatlık. (Sinan Açıkgöz)

“Harbiye bambaşka bir yer. Harbiye’nin özelliği yazın havaları serin olur, şelaleleri meşhurdur. Yemekleri meşhurdur. Dışardan gelecek bir misafirinizi ilk götüreceğiniz, ilk tercihiniz olacak yer Harbiye’dir. Neden? havası, suyu ve yemekleri… Buradaki yemek kültürü tartışılmaz, bir numaradır.” (Fevzi Kurt)

“Harbiye Şelale’lerinin içinde masalar var, aşağıda nehrin içine koymuşlar. Ayakların suyun içinde, kebaplar geliyor. Karpuzumuzu atarız, karpuzun yanında, çaydanlığın yanında semaverde, suyun içinde, kebabımız geliyor. Su bana soğuk geliyor. Ayaklarımı yukarı kaldırıyordum. Soğuk buz gibi. Kaynak suyu ya buz gibi.” Yasemin Sayar)

Harbiye şelaleleri çok güzel. Harbiyedeki manzaralı restoranların hepsi çok güzel. Döver’in oralar da güzel. Kenarında restoranlar var. Harbiyedeki şelalelerin oraya giderken girişte hediyelik eşyalar satan yerler var. Oradaki hediyelik eşyalar genellikle Harbiye için anlatılan hikayelerle ilgili şeyler. Çok güzel suyun içerisine masayı kuracaksın şelalelerin içinde. Yemeğini isteyeceksin gelecek. O suyun içinde oturup, üstünde yiyeceksin. (Metin Çalış)