Habib-i Neccar Camii

Antakya'nın dar sokaklarında yükselen Habib'i Neccar Camii, aynı isimle müsemma olan mahallede, Kurtuluş Caddesi üzerinde Antakya’nın 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde Ebu Ubeyde bin Cerrah tarafından yaptırılmıştır (Tekin, 1993). Habibi Neccar Camiinin Anadolu'nun ilk camisi olduğu bilinmektedir. Türbesi Habibi Neccar Dağı’nda yer almaktadır. Habibi Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inananlardan biri olması, bu uğurda canını veren din şehidi olması ve Kur’an-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde adının geçiyor olması nedeniyle farklı din ve mezhepten insanlar tarafından kutsal sayılmaktadır (Eykay vd., 2015). Zira Antakyalı bir veli olan Habib Neccar’ın, eski kaynaklarda “Sahib-i Yasin” ya da “Sahib-i Antakya” adlarıyla anıldığı bilinmektedir (Tekin, 1993). Habibi Neccar ile ilgili şu kıssaya yer verilmektedir:
M.S. 40’lı yıllarda Hz.İsa, havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya’yı (Pavlus) Antakya’ya gönderir. Bu iki elçi Antakya’ya girerken koyunlarını otlatan marangoz Habib-i Neccar ile karşılaşır (neccar, marangoz demektir). Neccar, yatalak oğlunun elçiler tarafından iyileştirilmesi üzerine İsa’nın getirdiği dine iman eder. Ancak Antakyalılar elçileri hoş karşılamaz ve onları hapse atarlar. İsa, bunun üzerine Barnabas’ı şehre üçüncü elçi olarak gönderir. Elçilerin tüm çabalarına rağmen halk İsa’nın dinine inanmaz ve onları öldürmeyi planlar. Bunu öğrenen Habib-i Neccar, şehre giderek Antakyalılara “Sizden hiçbir ücret talep etmeden Hakk dinini anlatan bu elçilerin söylediklerine uyun” diye seslenir. İsa’nın elçileri de, Habib-i Neccar da işkence altında şehit olurlar (Eykay vd., 2015).
Antakyalılar, Habibi Neccar’ın çok ziyaret edilen mağarasının bulunduğu Silpiyus Dağına onun adını vermişlerdir. Caminin bulunduğu alanda, kıble doğrultusundaki yönlendirmenin getirdiği zorunlulukla, caddenin ekseni değişikliğe uğramaktadır. Cami, ihtişamlı kütlesi ve kentsel doku içindeki konumu ile kentin kuşbakışı görüntüsünde hemen fark edilmektedir. Antakyalıların inancı ve tarih mozaiğinin en güçlü sembollerinden biri olarak zamana meydan okuyan caminin minaresinden yükselen ezan sesleri Antakya'nın dar sokaklarında yankılanırken, geçmişin izlerini geleceğe taşıyan oldukça anlamlı bir sembol olmaya devam etmektedir.

Mekân'a Dair

Tarihi Habib-i Neccar Cami’si var burada. Giderdik ziyarete. Neccar kelimesi Arapçadan gelir doğramak demektir, doğramak anlamına gelir, Habib-i Neccar’ın mesleği de doğramacılıktı. Bu yüzden ona Habib-i Neccar denir. Bu Habib-i Neccar’ın hikayesini anlatayım. İki havari gönderiliyor buraya. İnsanları doğruya, iyiliğe davet etmek için. Herkes karşı çıkıyor, Habib-i Neccar sadece onları destekliyor. Habibi Neccar havarilerin yanına gidiyor, oraya insanları uyarmak için gitmişti, havarileri öldürmeyin onlar İsa as. tarafından gönderildi diye. Daha sonra havarileri öldürüyorlar ve Habibi-i Neccar’ın kafasını kesip dağdan yuvarlıyorlar. (Tahsin Sürmeli)

Habib-i Neccar cami; her fırsatta özellikle özel günlerde, kandillerde insanların akın ettiği bir ibadet merkezidir. Antakyalılar için Habib-i Neccar, Mescid-i Haram gibi bir yerdir. Orada ibadet etmenin, namaz kılmanın tadı diğer yerlere göre çok çok farklıdır. Hikayesini yarım yamalak biliyorum. Habib-i Neccar Camii’nin altında Habib-i Neccar  Hazretleri’nin mezarı bulunuyordu. Caminin yaklaşık iki üç kat altında, oraya gittiğinde insan ister istemez duygulanıyor. Mesela siz kabir ziyaretine gittiğinizde eski şeyler nasıl gözünüzde canlanıyorsa. Biz o günleri görmedik, yaşamadık ama anlatılan hikayeler karşılığında insan ister istemez duygulanıyor. (Mehmet Taş)

Habib-i Neccar Camisi vardı Kurtuluş Caddesinde, Ramazan ayında oraya teravihe giderdik namaz kılmaya. İftardan sonra, o kadar kalabalık, o kadar güzel bir camiydi ki gerçekten insanın namaz kılması daha çok geliyordu, ilham geliyordu orada. Evliya türbesi falan da var. Caminin adı türbede yatan şeyhimizden geliyor galiba. Birkaç kere gitmiştim. (Ebru Kul)

Habib-i Neccar, bizim bildiğimiz çok kutsal bir yerdi. Yani çok kutsal bir camiydi. Mutlaka Ramazan’da namazımızı orada bir defa kılırdık. Uzak olsa bile hemen yemek yerdik, hızlıca orada teravimizi kılmaya giderdik, eşimle beraber. Kalabalık, çok güzel, dersin Allah’ım imanla doldurmuş milletimizi, doldurmuşlar camiyi. (Müşire Alver)

Tarihi Habib-i Neccar Cami’si var burada. Giderdik ziyarete. Neccar kelimesi Arapçadan gelir doğramak demektir, doğramak anlamına gelir, Habib-i Neccar’ın mesleği de doğramacılıktı. Bu yüzden ona Habib-i Neccar denir. (Tahsin Sürmeli)

106 Tarihi Habib-i Neccar Cami’si var burada. Giderdik ziyarete. Neccar kelimesi Arapçadan gelir doğramak demektir, doğramak anlamına gelir, Habib-i Neccar’ın mesleği de doğramacılıktı. Bu yüzden ona Habib-i Neccar denir. (Tahsin Sürmeli)