Asi Nehri

Antakya’nın kuruluşu ve gelişiminde Asi Nehri önemli bir yere sahiptir. Antik dönemde Selevkos I. Nicator kenti kurarken o dönem Orontes adıyla bilinen Asi Nehrini Seleucia limanına erişebilmek için bir ulaşım aracı olarak kullanmış ve kenti güçlendiren bir unsur olarak nehirden yararlanmıştır. Bu nedenle Antakya’nın nehir kıyısında kurulmasını düşünmüştür (Downey, 1961). Kuruluş yeri açısından kent, Selevkos Nicator’un yine Antakya adını vererek kurduğu diğer kentlerden “Defne (Harbiye) yakınlarındaki veya Asi Nehri yakınlarındaki Antakya” ifadesiyle ayrılmaktadır. Halk arasında “Ters Akan Nehir” olarak bilinse de Asi nehri güneydeki Lübnan Dağlarından arazi yapısına uygun olarak kuzeye doğru akmakta ve Samandağ’da denize ulaşmaktadır. Asi Nehri’nin bugünkü Küçükdalyan Mahallesi’nde yüzyıllar öncesinde oluşturmuş olduğu ada içerisinde antik dönemde saray, hipodrom, stadyum ve sirklerin inşa edilmiş olduğu bilinmektedir. 19. yüzyılda yaşanan yıkıcı depremler sonrasında ada görünümü ortadan kalkmıştır. Asi Nehri geçmişte olduğu gibi bugün de Antakya kent formu açısından dikkat çeken bir özelliğe sahiptir. Nehir ile Habibi Neccar Dağı arasında kalan kısım Eski Antakya olarak, nehrin batısında kalan kısım ise Yeni Antakya olarak bilinmektedir. Asi Nehrinin kent merkezinden geçiyor olması, belediyelerin kurumsal logolarında nehrin ön plana çıkarılması, çeşitli dizi ve belgesellerde sıklıkla tanıtılması gibi hususlar Asi Nehrinin kent kimliği açısından önemini ortaya koymaktadır. 

Mekân'a Dair

Asi Nehri Antakya’nın kalbi. Antakya’nın huzur verici bir yeri. Asi Nehri’ni gördüğüm zaman diyorum ki: bu benim memleketim, bu benim oturacağım yerler. Asi’nin yanından geçmezsen çarşıya gidemezsin, geçmezsen evine gidemezsin. Tam ortada. Bir tarafta çarşısı, bir tarafta evler, köprüden öbür tarafı, künefeciler olsun, kebapçılar olsun, köfteciler olsun hepsi o tarafta duruyor. Öbür tarafta, evler olsun, gezilecek yerler olsun, her şey orada. Bu yüzden diyorum ki Antakya’nın kalbi Asi nehridir. Gidip orada otururduk, çayımızı çekirdeğimizi alır otururduk, çarşıdan çıkınca yiyeceklerimizi alır orada oturur, orayı izlerdik. Bir ara Asi Nehri’nin içinde çiçekler dolardı, kendi kendine kopup, köprübaşının oradan çıkardı, orada durup mutlaka fotoğraflar çekerdik, uzun uzun yuvarlak yuvarlak yapraklar olurdu. Bir köşede oluyordu, nasıl oluyordu anlamıyordum. Antakya’nın kalbi de en güzel yeri de Asi nehridir. Antakya’yı güzelleştiren Asi nehridir. Benim için huzur verici bir yerdi, kokusuyla her şeyiyle. (Müşire Alver)

Ya da böyle dertli olduğun zaman Asi kenarında durup su akıntısını izlersin, biliyorsun. Zaten eski adı Orontes’dir. İşte Defne’nin aşkıdır; yani huzur istiyorsan Antakya’da kalacaksın, Antakya’yı gezeceksin. (Erdi Bozkurt)

 

Asi Köprünün orada dolaşırdık. Antakya’mın o ışıl ışıl yerinde gezerdik. Ne gecemiz gece ne gündüzümüz, gündüz çok eğlenirdik. Işıl ışıl her taraf, gecenin ikisi üçü demezdik, çok güvenli bir şehirdir. Asi nehrinin oradan hiç çıkmazdık. Orada çok güzel ve özel anılarım var. Çok güzel ışıl ışıl bir yerdi. Asi nehri tersine akar diyorlar ben fark etmedim. Asi nehrine kayık bile koymuşlardı. Gidip gelebilirdik. Nasıl güzeldi öyle. Asi nehrinin kenarında komple künefeciler, tatlıcılar, mısırcılar vardı. Orada gezerken acıktığında hemen bir dürüm, kâğıt kebabı, döner, künefe yiyebilirdiniz. (Halime Tüylü)